Kavramlarımızı elimizden almak için uğraşıyorlar. İşkence yapmak yerine orantısız güç uyguluyorlar, sömürmek yerine iş veriyorlar, yağmanın adı yatırım, işgalin adı da barış harekatı oldu. E hal böyle olunca, direnmenin ve mücadelenin adı, elimizde olmadan, terörizme dönüştü.
Bu referandum süreci de yeni kelimeler ürettirdi liberal aydınlara. Askeri vesayet, bürokrasi, statüko, sivil yargı ve sivil anayasa kavramlarından oluşan bir dünya görüşü nereye uygulansa olumlu sonuç veriyor: AKP desteklenmeli.
Sınıfsız İmtiyazsız Kaynaşmış Siviller
Sivillik yirmi birinci yüzyıla uygun bir millet anlayışıdır. Bu kavram ulus-aşırı sermayenin ve farklı uluslardan insanların bir araya geldiği ülkelerin yeni çimentosu olmaya hazırlanıyor.
Devletin referandum oyununa katılmıyoruz. 12 Eylül 2010 tarihinde oylamaya sunulacak anayasa taslağını anti-demokratik ve emek karşıtı olarak görüyoruz. Herkesi boykota çağırıyoruz. Burada referandumu neden boykot etmek gerektiğini anlattığımız yazılarımızı ve medyada yayımlanan diğer yazıları okuyacaksınız.
Anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ağustos 2010 Pazar
"Sivil Yargı"nın Altından Burjuvazi Çıktı!
Etiketler:
AKP,
Anayasa,
Boykot,
Demokratikleşme,
Liberal,
Referandum,
Sivil,
Vesayet
17 Ağustos 2010 Salı
Sistemin dostları kimlerdir?
Ve boykot alternatifine karşı nasıl savaşırlar?
Ben Baskın Hoca’yı dinlerim. Sistemin, onu korumak için ona karşı çıkacak kadar tutkulu bir dostudur, bu yüzden söylediklerine kulak vermek gerekir. Ayrıca kalemi de iyidir, kolay okunur, kendi ne kadar liberalse kalemi o kadar kanlıdır. En son Radikal İki’de şöyle yazdı:
“Bir de Boykot diyen ademler var, onlar bile 3’e bölündü: a) Parti mensuplarının sandıkta Evet verivermesinden korkanlar, b) “AKP taraftarı” diye damgalanmaktan ürkenler, c) Evet’ler fazla çıkarsa AKP şımarır, diyenler (en sazanlar da bu sonuncular).”
Radikal İki ekolünün gönlü Evet’te olsa da sadece sistem içi muhalefetin oyu Hayır’a değil Boykot seslerine de yer yer kulak veriyor. Oy pusulalarında bulunmayan alternatif, tam da oy pusulalarında bulunmadığı için gerçek bir alternatife dönüşüyor.
Etiketler:
Anayasa,
Boykot,
Kürt Açılımı,
Liberal,
Referandum
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Demokratik Hak Kullanılacak! Kullaann!!
Valiler, jandarma komutanları, emniyet müdürleri ve içişleri bakanı toplantı yapıyor. Yer Diyarbakır. Konuşulanlara bakılırsa, gerekirse zorla demokrasi getirmeye hazırlanıyorlar.
İçişleri bakanı diyor ki: “Halk oylaması ortamını sabote etmek isteyen veya vatandaşlara baskı kurmak isteyenlere dönüp de çok acımasızca müsamahasızca davranılacaktır.”
Sonra da ekliyor: “Boykot vesaire gibi şeyler ortalıkta konuşuluyor. Bizim isteğimiz şu, vatandaş sandığa gitsin kendi hür iradesiyle tercihini yapsın. Vatandaşın bu demokratik hakkını kullanması önünde hiç kimse engel olamaz. Biz buna müsaade etmeyiz.”
İçişleri bakanı diyor ki: “Halk oylaması ortamını sabote etmek isteyen veya vatandaşlara baskı kurmak isteyenlere dönüp de çok acımasızca müsamahasızca davranılacaktır.”
Sonra da ekliyor: “Boykot vesaire gibi şeyler ortalıkta konuşuluyor. Bizim isteğimiz şu, vatandaş sandığa gitsin kendi hür iradesiyle tercihini yapsın. Vatandaşın bu demokratik hakkını kullanması önünde hiç kimse engel olamaz. Biz buna müsaade etmeyiz.”
![]() |
| Tarantino filmi değil, demokratikleştirme timi. |
Etiketler:
AKP,
Anayasa,
Boykot,
Çok korkmak,
Demokratikleşme,
Faşizm
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Eyvahl!! Türkiye yine demokratikleşecek!
Aylardan Ağustos’tu. Başbakan televizyonda “Kürt açılımına” başladıklarını ve bunun vatana millete hayırlı olacağını ilan ediyordu. Sanatçılar, aydınlar sıraya girmiş, Ajda Pekkan Kürtçe şarkılar söylemeye bile başlamıştı: Keçe Kurdan! Herkes umutluydu.
Ben ise şöyle diyordum içimden: Eyvah!
Etiketler:
AKP,
Anayasa,
Boykot,
Demokratikleşme,
Faşizm,
Kürt Açılımı,
Menderes,
Referandum
5 Ağustos 2010 Perşembe
Özelleştirmelere kesin son: Devleti özelleştirelim!
Ciddiyim. İroni yapıyorsam Sokrat’ın ruhu kovalasın. Özelleştirelim devleti gitsin. Kiminle kapıştığımızı bilelim.
Birilerinin çoktan bunu düşünmesi gerekiyordu. Adına liberter denen bir iki post-faşist ima etti ama açıkça söyleyemediler. Kısmet banaymış. Bize yeni fikirler hep Avrupa’dan gelir. Gerçi biraz doğuya düşüyor ama benim de bu fikir aklıma Romanya’da bir özel hastanede geldi. Devlet hastanelerinde ilaç bulunmuyormuş, o yüzden babamı buraya yatırdık.
İlaçsız hastane... Oksimoron gibi duruyor değil mi? Değil. Şu sağlıkta dönüşüm projesi bir tamamlansın bir de bizim hastaneleri görün. Oksi ne demek, moron yerine konulan kim, o zaman anlayacağız. Doktorlar kasiyere, hastalar müşteriye, parasızlar ölüye dönmeli yurdumda.
Birilerinin çoktan bunu düşünmesi gerekiyordu. Adına liberter denen bir iki post-faşist ima etti ama açıkça söyleyemediler. Kısmet banaymış. Bize yeni fikirler hep Avrupa’dan gelir. Gerçi biraz doğuya düşüyor ama benim de bu fikir aklıma Romanya’da bir özel hastanede geldi. Devlet hastanelerinde ilaç bulunmuyormuş, o yüzden babamı buraya yatırdık.
İlaçsız hastane... Oksimoron gibi duruyor değil mi? Değil. Şu sağlıkta dönüşüm projesi bir tamamlansın bir de bizim hastaneleri görün. Oksi ne demek, moron yerine konulan kim, o zaman anlayacağız. Doktorlar kasiyere, hastalar müşteriye, parasızlar ölüye dönmeli yurdumda.
Etiketler:
AKP,
Anayasa,
Boykot,
Liberal,
Özelleştirme,
Referandum
3 Ağustos 2010 Salı
Yetmeyen ne?! Êdi bes e! Ya basta!
Linççi güruh saldırıyor. Kürtlere ait olan 40 işyerini tahrip ediyor. Ardından BDP, EMEP ve ÖDP binalarını yakıyor. Kuyumcular yağmalanıyor.
Biz kimiz, neredeyiz? 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da Rum, Yahudi ve Ermeni miyiz? 19-26 Aralık 1978’de Maraş’ta Kızılbaş, Kürt ve Komünist miyiz? 2 Temmuz 1993'de Sivas’ta Şair, Eleştirmen ve Sanatçı mıyız?
Hayır, Temmuz 2010'da Hatay'da Türkiye'deyiz. Ve bu sefer Kürdüz.
Hatay'da güvenliğimiz için yerleştirildiği söylenen MOBESE kameraları, güvenlik gücü denilen güçler, adaleti yerine getirmekle sorumlu olduğu iddia edilen savcılar, hakimler var. Türkiye'de güya 12 Eylül ile hesaplaşan, demokrasi getirecek olan bir parti var. Ama hepsinin kafasının içi 6-7 Eylül'ün, Maraş'ın, Madımak'ın baltaları, bıçakları ve korlarıyla dolu.
Biz kimiz, neredeyiz? 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da Rum, Yahudi ve Ermeni miyiz? 19-26 Aralık 1978’de Maraş’ta Kızılbaş, Kürt ve Komünist miyiz? 2 Temmuz 1993'de Sivas’ta Şair, Eleştirmen ve Sanatçı mıyız?
Hayır, Temmuz 2010'da Hatay'da Türkiye'deyiz. Ve bu sefer Kürdüz.
Hatay'da güvenliğimiz için yerleştirildiği söylenen MOBESE kameraları, güvenlik gücü denilen güçler, adaleti yerine getirmekle sorumlu olduğu iddia edilen savcılar, hakimler var. Türkiye'de güya 12 Eylül ile hesaplaşan, demokrasi getirecek olan bir parti var. Ama hepsinin kafasının içi 6-7 Eylül'ün, Maraş'ın, Madımak'ın baltaları, bıçakları ve korlarıyla dolu.
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Onlar Vurdu, Biz Büyüdük
Bu sefer, oy vermenin hiçbir şey değiştirmeyeceğini biliyoruz. Halen tutuklanıyoruz, halen gözaltına alınıyoruz, halen vuruyorlar ve büyüyoruz: Bu sefer gitmiyoruz.
Yıllardan 93, üstümde siyah ilkokul önlüğüyle, okuldan eve gidiyorum. Günlerden 21 Mart. “Baharı çabuk gelen iller”den birinde olduğumdan, benim için o günün asıl özelliği havanın çok güzel olması. Adı “Cumhuriyet İlkokulu” olan okulumla mahallemizin arasında da, çocukluk mesafesine göre çok uzun bir yol var. Ve annemin uzun tembihleri sonucu ben, aslında daha uzun ama daha “güvenli” olan, ana caddeleri kullanıyorum dönüş yolunda ekseri. O gün, nedense, sevdiğim yolu, mahallelerin arasından geçen ve “güvenli olmayan” yolu kullanmayı tercih ediyorum. Kısa bir süre sonra da gökteki siyah dumanları görüyorum. O güne kadar o siyahlıklara dikkat kesilmemiş olmamı, şimdiki hafızamla adlandıramıyorsam da, ilk defa fark ediyorum bunu. Bulut değil, bir şeyler yanıyor ama bildiğim bir şeyler de değil. Eve yaklaştıkça bazı sesler duyup, en çok merak duygusuyla, yolumu biraz daha uzatıp, şimdi yerine “Muhtarlar Sitesi” yapılmış olan boş alana doğru seğirtiyorum. O güne kadar hiç tesadüf etmediğim o kalabalığı işte orada görüyor ve sanırım biraz da korkuyorum. Bir otobüs yan durmuş, üzerinde konuşan birileri var ve karşılarında toplanmış kalabalıkta, bizim mahalleden bir dolu insan var. Amcam da orada, o beni görmüyor ama ben onu görüyorum. Yanına gitmeden, eve doğru yürümeye devam ediyorum. Kuşbazlığı lakabı da olmuş bir komşuyu görüyor ve soruyorum: “Bu dumanlar ne? Buradakiler ne yapıyor?”. Tane tane anlatıyor bana: “Bugün bayram. Bahar bayramı, bizim bayramımız. Yakılan şeyler kamyon lastikleri. Âdet budur, bir ateş yakılır ve üstünden atlanılır. Bu kalabalık da işte bayramı kutlamak için buradalar.” Bir bayramdan neden bu kadar korkulduğunu anlamıyorum o zaman. Çünkü çocukluk aklımla, ben bundan korkuyorum: Etraf polis ve asker, akrep ve panzer, korku ve öfke kaynıyor. Eve gidiyorum. Sonradan öğreneceğim: O mitingde konuşanlardan biri Apê Musa’ymış (Musa Anter) meğer, biri de Leyla Zana. Akşamında ne kadar korkulduğunu da anlayacağım: Sabaha kadar yukarıya doğru fişek sıkılıyor ve sesler çok yakından geliyor. Evimizin yakınında cami ve karakol var. Önündeki köpeklerden birinin adının “Leyla” olduğunu, onu içeriden çağıran memurlarca bildiğimiz “çarşı karakolu”. “Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim”.
Yıllardan 93, üstümde siyah ilkokul önlüğüyle, okuldan eve gidiyorum. Günlerden 21 Mart. “Baharı çabuk gelen iller”den birinde olduğumdan, benim için o günün asıl özelliği havanın çok güzel olması. Adı “Cumhuriyet İlkokulu” olan okulumla mahallemizin arasında da, çocukluk mesafesine göre çok uzun bir yol var. Ve annemin uzun tembihleri sonucu ben, aslında daha uzun ama daha “güvenli” olan, ana caddeleri kullanıyorum dönüş yolunda ekseri. O gün, nedense, sevdiğim yolu, mahallelerin arasından geçen ve “güvenli olmayan” yolu kullanmayı tercih ediyorum. Kısa bir süre sonra da gökteki siyah dumanları görüyorum. O güne kadar o siyahlıklara dikkat kesilmemiş olmamı, şimdiki hafızamla adlandıramıyorsam da, ilk defa fark ediyorum bunu. Bulut değil, bir şeyler yanıyor ama bildiğim bir şeyler de değil. Eve yaklaştıkça bazı sesler duyup, en çok merak duygusuyla, yolumu biraz daha uzatıp, şimdi yerine “Muhtarlar Sitesi” yapılmış olan boş alana doğru seğirtiyorum. O güne kadar hiç tesadüf etmediğim o kalabalığı işte orada görüyor ve sanırım biraz da korkuyorum. Bir otobüs yan durmuş, üzerinde konuşan birileri var ve karşılarında toplanmış kalabalıkta, bizim mahalleden bir dolu insan var. Amcam da orada, o beni görmüyor ama ben onu görüyorum. Yanına gitmeden, eve doğru yürümeye devam ediyorum. Kuşbazlığı lakabı da olmuş bir komşuyu görüyor ve soruyorum: “Bu dumanlar ne? Buradakiler ne yapıyor?”. Tane tane anlatıyor bana: “Bugün bayram. Bahar bayramı, bizim bayramımız. Yakılan şeyler kamyon lastikleri. Âdet budur, bir ateş yakılır ve üstünden atlanılır. Bu kalabalık da işte bayramı kutlamak için buradalar.” Bir bayramdan neden bu kadar korkulduğunu anlamıyorum o zaman. Çünkü çocukluk aklımla, ben bundan korkuyorum: Etraf polis ve asker, akrep ve panzer, korku ve öfke kaynıyor. Eve gidiyorum. Sonradan öğreneceğim: O mitingde konuşanlardan biri Apê Musa’ymış (Musa Anter) meğer, biri de Leyla Zana. Akşamında ne kadar korkulduğunu da anlayacağım: Sabaha kadar yukarıya doğru fişek sıkılıyor ve sesler çok yakından geliyor. Evimizin yakınında cami ve karakol var. Önündeki köpeklerden birinin adının “Leyla” olduğunu, onu içeriden çağıran memurlarca bildiğimiz “çarşı karakolu”. “Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim”.
30 Temmuz 2010 Cuma
Merdan Yanardağ'a Yanıt:
Mevcut Düzene Utangaç Bir "Hayır"
TKP'ye ait soL adlı internet portalında Merdan Yanardağ imzalı bir yazı yayımlandı: "Boykot politikası AKP'ye utangaç bir 'evet' demektir!" diyor yazı.
Yazının çarpıtmaları daha üçüncü cümlesinde başlıyor: Öncelikle "hayır" oyu verenlerin esas olarak devrimci sosyalist kişi, çevre, grup, örgüt ve partilerden oluştuğu söyleniyordu. Yanardağ devrimciliğin tanımını yeniden yapmaya soyunuyor anlaşılan.
Tabii hayır oyu verenlerin aslında CHP ve MHP ile işbirliği yapmakta olduğu gerçeği, "bu tür kaygılara bakmadan işçilerin çıkarı neredeyse onun peşinden gitmek gerekir" diye savunuluyordu. Ama AKP'ye bu cepheden vurulacak darbenin aslında kimin işine yarayacağından hiç bahsedilmiyordu. CHP ve MHP kimsenin gözünün yaşına bakmadan bu zaferin üzerine yatacaklar, TKP AKP'nin yenilmiş olmasına çok mutlu olacaktı.
TKP'ye ait soL adlı internet portalında Merdan Yanardağ imzalı bir yazı yayımlandı: "Boykot politikası AKP'ye utangaç bir 'evet' demektir!" diyor yazı.
Yazının çarpıtmaları daha üçüncü cümlesinde başlıyor: Öncelikle "hayır" oyu verenlerin esas olarak devrimci sosyalist kişi, çevre, grup, örgüt ve partilerden oluştuğu söyleniyordu. Yanardağ devrimciliğin tanımını yeniden yapmaya soyunuyor anlaşılan.
Tabii hayır oyu verenlerin aslında CHP ve MHP ile işbirliği yapmakta olduğu gerçeği, "bu tür kaygılara bakmadan işçilerin çıkarı neredeyse onun peşinden gitmek gerekir" diye savunuluyordu. Ama AKP'ye bu cepheden vurulacak darbenin aslında kimin işine yarayacağından hiç bahsedilmiyordu. CHP ve MHP kimsenin gözünün yaşına bakmadan bu zaferin üzerine yatacaklar, TKP AKP'nin yenilmiş olmasına çok mutlu olacaktı.
25 Temmuz 2010 Pazar
Referandumu Neden Boykot Ediyoruz?
Boykot neden yapılır? Köşemizde sessiz sakin bekleyip, bir oy pusulasına evet-hayır diyerek makbul vatandaş olmak varken, neden böyle işlere girişiyoruz?
Kimisi boykot etmenin saçmalık, hayalperestlik, pasiflik ya da siyasetsizlik olduğunu söylüyor. Bazıları boykot edenleri ordunun yanında saf tutmakla, Kemalist olmakla suçluyor. Oysa boykot halkların mücadele tarihi boyunca önemli bir araç olmuştur. Tıpkı bir referanduma evet ya da hayır demenin kendi başına ilerici ya da gerici olmaması gibi, boykot da bazı durumlarda gereksiz, bazı durumlarda gerici, bazı durumlarda ilerici ve devrimci bir eylem biçimi olabilir.
Öyleyse boykotu yerli yerine oturtmak için bu anayasa değişikliği sürecinin nasıl geliştiğine, kimin ihtiyaçlarına yanıt verdiğine bakmak gerekir.
Kimisi boykot etmenin saçmalık, hayalperestlik, pasiflik ya da siyasetsizlik olduğunu söylüyor. Bazıları boykot edenleri ordunun yanında saf tutmakla, Kemalist olmakla suçluyor. Oysa boykot halkların mücadele tarihi boyunca önemli bir araç olmuştur. Tıpkı bir referanduma evet ya da hayır demenin kendi başına ilerici ya da gerici olmaması gibi, boykot da bazı durumlarda gereksiz, bazı durumlarda gerici, bazı durumlarda ilerici ve devrimci bir eylem biçimi olabilir.
Öyleyse boykotu yerli yerine oturtmak için bu anayasa değişikliği sürecinin nasıl geliştiğine, kimin ihtiyaçlarına yanıt verdiğine bakmak gerekir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





