Boykot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Boykot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2010 Cuma

Evet - Hayır Dediniz ve Kaybettiniz!

Evetle hayır itişip kakışır, kendilerince argümanlarını dayatırken; bir yandan demokrasi tozu havada uçuşuyor, diğer yandan salt “demokrasi tozunun yalan olduğunu” söyleyen ve fakat bunun ötesinde esasen pek de bir şey söylemeyen bağrışlar yankılanıyorken, aslında hepsi bir ağızdan ve şaşılmayacak bir birliktelikle, diyorlar ki: “Bir üçüncü seçeneğiniz yok. Ya evet diyeceksiniz ya hayır!”

Oysa bunun koca bir yalan olduğu evetle hayırın çok farklı iki seçenekmiş gibi görünmesinden belli. Bunun koca bir yalan olduğu “Kürt açılımı”nın arkasındaki TÜSİAD’ın açılımından belli. Bunun düpedüz bir yalan olduğu tersanelerde ya da madenlerde ölenlerin onların tanımlarıyla “demokratiklik” ya da “bağımsızlık”la hiçbir ilgisi olmadığının aşikâr oluşundan belli.

5 Eylül 2010 Pazar

Murat Belge ve Unutkanlık

Bir işbirlikçinin portresi. Ona yakından bakın.


Murat Belge’nin yazılarında ahlak, doğruluk ya da bilgi aramayı ben çoktan bıraktım. Bir ibret belgesi olarak okuyorum yazdıklarını. Bir insanın neye dönüşebileceğini gösterir bir ibret belgesi. 29 Ağustos 2010 tarihli Taraf yazısı da, işte böyle bir metin.

Böyle diyorum ama, yazıda ilginç bir şey yok: Taraf gazetesinin bir sola, bir Kürt hareketine, bir de oligarşinin öte kanadına karşı verdiği mevzi savaşının yazılarından biri. Bu kez hedef tahtasında Belge’nin deyimiyle “adı “Türkiye Halk Kurtuluş...” diye başlayan irili ufaklı çeşitli örgütler” var.

Yani 1960’ların 70’lerin devrimcileri, yani tarihimiz.

Bugün “o irili ufaklı çeşitli” örgütlerin militanlarının çoğu yaşamıyor. Dolayısıyla Murat Belge’ye yanıt veremezler. Kimisi bir özel harekâtçı tarafından kurşunlandı, kimisi bir MİT ajanı tarafından işkencede katledildi, kimisi Cumhurbaşkanı onayıyla darağacında sallandı. Artık ölüler.

Ama Murat Belge yaşıyor. En azından bedeni.

31 Ağustos 2010 Salı

Boykot Abla sorularınız için burada

Topraksız köylünün toprağı, dertlerimizin dermanı Boykot Abla

Muhterem Referandumcular, sevgili „Yetmez ama Evet“ciler, „Hayır'da hayır vardır“cılar, „Mührüm evet'e“ciler, bana yolladığınız binlerce mail için ne kadar teşekkür etsem az. İnanın bu ablanız sizi çok seviyor, sabah akşam iyiliğiniz için duacı oluyor. Elimden geldiği kadar sorularınıza yanıt verdim, yanıt veremediklerim gücenmesinler, „Ablamız bizi sevmiyor mu?“ diye vesvese etmesinler, sabırla koruk şarap olurmuş, sıra hepinize gelecek diyor, incitmeden gözlerinizden öpüyorum.

-Rumuz:Tomruk
Lan sevgili Boykot Abla, sen oylamaya gitmeyince aslında „evet“ demiş olacaksın ama bunu erkekçe demeye cesaret edemediğinden „boykot“ diyorsun. Senin o boykot diyen dillerini seveyim.

22 Ağustos 2010 Pazar

"Sivil Yargı"nın Altından Burjuvazi Çıktı!

Kavramlarımızı elimizden almak için uğraşıyorlar. İşkence yapmak yerine orantısız güç uyguluyorlar, sömürmek yerine iş veriyorlar, yağmanın adı yatırım, işgalin adı da barış harekatı oldu. E hal böyle olunca, direnmenin ve mücadelenin adı, elimizde olmadan, terörizme dönüştü.

Bu referandum süreci de yeni kelimeler ürettirdi liberal aydınlara. Askeri vesayet, bürokrasi, statüko, sivil yargı ve sivil anayasa kavramlarından oluşan bir dünya görüşü nereye uygulansa olumlu sonuç veriyor: AKP desteklenmeli.

Sınıfsız İmtiyazsız Kaynaşmış Siviller

Sivillik yirmi birinci yüzyıla uygun bir millet anlayışıdır. Bu kavram ulus-aşırı sermayenin ve farklı uluslardan insanların bir araya geldiği ülkelerin yeni çimentosu olmaya hazırlanıyor.

17 Ağustos 2010 Salı

Sistemin dostları kimlerdir?

Ve boykot alternatifine karşı nasıl savaşırlar?

Ben Baskın Hoca’yı dinlerim. Sistemin, onu korumak için ona karşı çıkacak kadar tutkulu bir dostudur, bu yüzden söylediklerine kulak vermek gerekir. Ayrıca kalemi de iyidir, kolay okunur, kendi ne kadar liberalse kalemi o kadar kanlıdır. En son Radikal İki’de şöyle yazdı:
“Bir de Boykot diyen ademler var, onlar bile 3’e bölündü: a) Parti mensuplarının sandıkta Evet verivermesinden korkanlar, b) “AKP taraftarı” diye damgalanmaktan ürkenler, c) Evet’ler fazla çıkarsa AKP şımarır, diyenler (en sazanlar da bu sonuncular).”
Radikal İki ekolünün gönlü Evet’te olsa da sadece sistem içi muhalefetin oyu Hayır’a değil Boykot seslerine de yer yer kulak veriyor. Oy pusulalarında bulunmayan alternatif, tam da oy pusulalarında bulunmadığı için gerçek bir alternatife dönüşüyor.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Demokratik Hak Kullanılacak! Kullaann!!

Valiler, jandarma komutanları, emniyet müdürleri ve içişleri bakanı toplantı yapıyor. Yer Diyarbakır. Konuşulanlara bakılırsa, gerekirse zorla demokrasi getirmeye hazırlanıyorlar.

İçişleri bakanı diyor ki: “Halk oylaması ortamını sabote etmek isteyen veya vatandaşlara baskı kurmak isteyenlere dönüp de çok acımasızca müsamahasızca davranılacaktır.”

Sonra da ekliyor: “Boykot vesaire gibi şeyler ortalıkta konuşuluyor. Bizim isteğimiz şu, vatandaş sandığa gitsin kendi hür iradesiyle tercihini yapsın. Vatandaşın bu demokratik hakkını kullanması önünde hiç kimse engel olamaz. Biz buna müsaade etmeyiz.”
Tarantino filmi değil, demokratikleştirme timi.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Eyvahl!! Türkiye yine demokratikleşecek!

Aylardan Ağustos’tu. Başbakan televizyonda “Kürt açılımına” başladıklarını ve bunun vatana millete hayırlı olacağını ilan ediyordu. Sanatçılar, aydınlar sıraya girmiş, Ajda Pekkan Kürtçe şarkılar söylemeye bile başlamıştı: Keçe Kurdan! Herkes umutluydu.

Ben ise şöyle diyordum içimden: Eyvah!

5 Ağustos 2010 Perşembe

Özelleştirmelere kesin son: Devleti özelleştirelim!

Ciddiyim. İroni yapıyorsam Sokrat’ın ruhu kovalasın. Özelleştirelim devleti gitsin. Kiminle kapıştığımızı bilelim.

Birilerinin çoktan bunu düşünmesi gerekiyordu. Adına liberter denen bir iki post-faşist ima etti ama açıkça söyleyemediler. Kısmet banaymış. Bize yeni fikirler hep Avrupa’dan gelir. Gerçi biraz doğuya düşüyor ama benim de bu fikir aklıma Romanya’da bir özel hastanede geldi. Devlet hastanelerinde ilaç bulunmuyormuş, o yüzden babamı buraya yatırdık.


İlaçsız hastane... Oksimoron gibi duruyor değil mi? Değil. Şu sağlıkta dönüşüm projesi bir tamamlansın bir de bizim hastaneleri görün. Oksi ne demek, moron yerine konulan kim, o zaman anlayacağız. Doktorlar kasiyere, hastalar müşteriye, parasızlar ölüye dönmeli yurdumda.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Onlar Vurdu, Biz Büyüdük

Bu sefer, oy vermenin hiçbir şey değiştirmeyeceğini biliyoruz. Halen tutuklanıyoruz, halen gözaltına alınıyoruz, halen vuruyorlar ve büyüyoruz: Bu sefer gitmiyoruz.

Yıllardan 93, üstümde siyah ilkokul önlüğüyle, okuldan eve gidiyorum. Günlerden 21 Mart. “Baharı çabuk gelen iller”den birinde olduğumdan, benim için o günün asıl özelliği havanın çok güzel olması. Adı “Cumhuriyet İlkokulu” olan okulumla mahallemizin arasında da, çocukluk mesafesine göre çok uzun bir yol var. Ve annemin uzun tembihleri sonucu ben, aslında daha uzun ama daha “güvenli” olan, ana caddeleri kullanıyorum dönüş yolunda ekseri. O gün, nedense, sevdiğim yolu, mahallelerin arasından geçen ve “güvenli olmayan” yolu kullanmayı tercih ediyorum. Kısa bir süre sonra da gökteki siyah dumanları görüyorum. O güne kadar o siyahlıklara dikkat kesilmemiş olmamı, şimdiki hafızamla adlandıramıyorsam da, ilk defa fark ediyorum bunu. Bulut değil, bir şeyler yanıyor ama bildiğim bir şeyler de değil. Eve yaklaştıkça bazı sesler duyup, en çok merak duygusuyla, yolumu biraz daha uzatıp, şimdi yerine “Muhtarlar Sitesi” yapılmış olan boş alana doğru seğirtiyorum. O güne kadar hiç tesadüf etmediğim o kalabalığı işte orada görüyor ve sanırım biraz da korkuyorum. Bir otobüs yan durmuş, üzerinde konuşan birileri var ve karşılarında toplanmış kalabalıkta, bizim mahalleden bir dolu insan var. Amcam da orada, o beni görmüyor ama ben onu görüyorum. Yanına gitmeden, eve doğru yürümeye devam ediyorum. Kuşbazlığı lakabı da olmuş bir komşuyu görüyor ve soruyorum: “Bu dumanlar ne? Buradakiler ne yapıyor?”. Tane tane anlatıyor bana: “Bugün bayram. Bahar bayramı, bizim bayramımız. Yakılan şeyler kamyon lastikleri. Âdet budur, bir ateş yakılır ve üstünden atlanılır. Bu kalabalık da işte bayramı kutlamak için buradalar.” Bir bayramdan neden bu kadar korkulduğunu anlamıyorum o zaman. Çünkü çocukluk aklımla, ben bundan korkuyorum: Etraf polis ve asker, akrep ve panzer, korku ve öfke kaynıyor. Eve gidiyorum. Sonradan öğreneceğim: O mitingde konuşanlardan biri Apê Musa’ymış (Musa Anter) meğer, biri de Leyla Zana. Akşamında ne kadar korkulduğunu da anlayacağım: Sabaha kadar yukarıya doğru fişek sıkılıyor ve sesler çok yakından geliyor. Evimizin yakınında cami ve karakol var. Önündeki köpeklerden birinin adının “Leyla” olduğunu, onu içeriden çağıran memurlarca bildiğimiz “çarşı karakolu”. “Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim”.

30 Temmuz 2010 Cuma

Merdan Yanardağ'a Yanıt:

Mevcut Düzene Utangaç Bir "Hayır"

TKP'ye ait soL adlı internet portalında Merdan Yanardağ imzalı bir yazı yayımlandı: "Boykot politikası AKP'ye utangaç bir 'evet' demektir!" diyor yazı.

Yazının çarpıtmaları daha üçüncü cümlesinde başlıyor: Öncelikle "hayır" oyu verenlerin esas olarak devrimci sosyalist kişi, çevre, grup, örgüt ve partilerden oluştuğu söyleniyordu. Yanardağ devrimciliğin tanımını yeniden yapmaya soyunuyor anlaşılan.

Tabii hayır oyu verenlerin aslında CHP ve MHP ile işbirliği yapmakta olduğu gerçeği, "bu tür kaygılara bakmadan işçilerin çıkarı neredeyse onun peşinden gitmek gerekir" diye savunuluyordu. Ama AKP'ye bu cepheden vurulacak darbenin aslında kimin işine yarayacağından hiç bahsedilmiyordu. CHP ve MHP kimsenin gözünün yaşına bakmadan bu zaferin üzerine yatacaklar, TKP AKP'nin yenilmiş olmasına çok mutlu olacaktı.

25 Temmuz 2010 Pazar

Liberallere Evet Dedirtmenin Yedi Yolu

Bizim liberaller anayasaya evet demeye karar verdiler de düpedüz söylemeyi kendilerine yediremiyorlar. Biri “Yetmez ama Evet,” diyor, diğeri “AKP’ye Hayır, Referanduma Evet” diyor. Daha önce de aynı kafa Havet diye bir kelime armağan etmişti dil çöplüğümüze.


Velhasıl evet diyebilmek için dilbilgisinin ve mantığın sınırlarını zorluyorlar, oysa öğrenmeleri gereken basit bir mantık kuralı var: Ama, Evet’i değillemez. Başına bin tane de Ama koysan Evet yine Evet’tir

 Baktık ki 12 Eylül anayasasının yeni bir versiyonunu koşa koşa evetlemeye gidecekler, politik namusu kurtarmalarının imkanı yok, bari zevahiri kurtarsınlar diye onlara bir dizi gerekçe bulduk. Zevahiri Kurtarma Timi’miz ZEKUT, liberallerin hizmetinde!

Aleviyim, Neden Boykot Ediyorum?

Jandarmayla göğüs göğüse itişiyorduk, Yıldız Dağı'na karşı, Pir Sultan Abdal Şenliklerinde. Daha dün Madımak'ın önünde bizi katillerle başbaşa bırakıp gidenler, sözde bizim güvenliğimiz icin yeri göğü jandarmaya kestirmişti Banaz'da. Başımızda dursun diye bizle gelen dedem, kargaşa yatışıp da bizi bulunca, çekti fırçayı gücünün yettiğine "Ya hu Pir Sultan senin benim gibi bir adammış, kerameti yokmuş, sanki evliya mı da ayak bastırmıyorsunuz toprağına?"

Doğru ya, doğru.

Referandumu Neden Boykot Ediyoruz?

Boykot neden yapılır? Köşemizde sessiz sakin bekleyip, bir oy pusulasına evet-hayır diyerek makbul vatandaş olmak varken, neden böyle işlere girişiyoruz?


Kimisi boykot etmenin saçmalık, hayalperestlik, pasiflik ya da siyasetsizlik olduğunu söylüyor. Bazıları boykot edenleri ordunun yanında saf tutmakla, Kemalist olmakla suçluyor. Oysa boykot halkların mücadele tarihi boyunca önemli bir araç olmuştur. Tıpkı bir referanduma evet ya da hayır demenin kendi başına ilerici ya da gerici olmaması gibi, boykot da bazı durumlarda gereksiz, bazı durumlarda gerici, bazı durumlarda ilerici ve devrimci bir eylem biçimi olabilir.

Öyleyse boykotu yerli yerine oturtmak için bu anayasa değişikliği sürecinin nasıl geliştiğine, kimin ihtiyaçlarına yanıt verdiğine bakmak gerekir.